5 Şubat 2013 Salı

Bir Çocuk Neden Yazı Yazmaya Başlar?


Toplum yapısında yazılmayan bazı kurallar vardır. Her ailenin herkes tarafından sayılan, bir şeyler başarmış ve burnu herkesten havada olan bir adamı vardır. Arkasından konuşulduğunu, türlü küfürler yediğini ve sevilmediğini bilir. Bununla gurur duyduğu da olur. Sekiz ya da dokuz yaşlarındayken o akrabamız bizdeydi. Bayramlarda para verdiği için seviyordum onu, bir de aynı takımı tuttuğumuz için.

Ara sıra hediye de alırdı bana. Henüz okumayı hiç sevmediğim dönemlerde garip bir hikaye kitabı almışlardı bana. Yaşımı da çok net hatırlayamıyorum ama on biri geçmesi imkansız. Çocukluğumla ilgili çoğu şeyi hatırlarım. O kitaptan aklımda kalan hiçbir şey yok. Kitabı okurken neler düşündüğümü hatırlıyorum sadece. Bir insan nasıl ve niye yazı yazar diye düşünmüştüm. Bunları yazan adamın bize ne anlatmaya çalıştığını düşünmüştüm. Sonunda hiçbir şey bulamayıp ben bir şeyler yazmıştım.

Üç tane domuzcuğun hüzünlü hikayesini yazmıştım. Okuduğum tüm kitapların aksine kötü bitirmiştim sonunu. Üç domuzun hüzünlü hikayesi kimin dikkatini çeker ve ne için okunur diye düşünmeden yazmıştım. Bir çocuk neyse, büyüyünce o oluyor ya oradan bakabilsek mutlu olurdum. Çocuklarla ilgili düşüncelerim de çok iyi değildir. Çocuk yuvalarından geçerken onların büyüyüp değişik türlerde insanlar olabileceği gerçeğini kendime kabullendirmek çok zor gelmişti. Garip garip ve hepsi iyi çocuklar var. Bazıları gıcık veya yaramaz oluyorlar. Yapabilecekleri en kötü şey hasta numarası yapmak olan insanlar büyüyüp nasıl bu hale geliyor diye de düşünmüştüm. Sonuç olarak ilk hikayemi o gün yazmıştım. O'na götürdüm. Kendisini o kadar yukarıda gören birisinden övgü almak insanı mutlu ediyordu. O'ndan övgü almak annemi ve babamı gururlandırırdı. Hiç kimseden utanmadan götürüp hikayeyi verdim onlara. Hiçbir zaman hiçbir akrabamla samimi olamadım. Ömrüm boyunca en ileri gittiğim nokta da budur.

Hikayeyi çok beğendiler. O yaştaki bir çocuğun bunları yazması çok garip geldi. Bir de değişikmiş. O gün insanların ne kadar gerizekalı olduğunu anladım. Hepsi değil ama çoğu öyle. Farklı gözükürsen güzel olursun. Hikayeyi götürürken beğeneceklerini biliyordum çünkü bizim bir şey oluşturmamız bile onlar için yeterliydi. Babam üniversite okumamıştı mesela. Üç kere kıyısından döndüğünü bilmezler ama. Bir kere babasının, bir kere annesinin öldüğünü bilmezler. Babamın herkesten iyi matematiği olduğunu bilmezler mesela. O zaman da hayal kurmayı çok seviyordum. Gece yazar olmayı, sürekli bir şeyler yazmayı düşündüm. Sabah kalktığımda babam kafamdan yapmam için bazı matematik işlemleri sordu. O konuda da iyi olduğumu anlayıp oraya yöneldim. Yazı yazma kısmı her zaman için arka planda kaldı.

Hayatımın belirli bir yaşına kadar hiçbir şey düşünemediğimi ve tam bir salak olduğumu çoğu kez anlattım. Bunu da düşündüm. Acaba herkes bir evrim geçiriyor mu yoksa bazı kişiler hep iyiler mi? Ben şu anki halimden memnunum ama beş sene önceki halim korkunç geliyor. İki sene önce yazdığım yazılar komik bile gelmiyor. Bunları yazan adamlarla dalga geçerdim. Bunu bilmek çok kötü. Beş sene sonra dalga geçeceğim adamlar da benim şu an yazdıklarımı mı yazıyor olacak? Bunlardan bağımsız olarak; çevremdeki bazı adamlar sanki hep iyiydi. Hiç kötü olamadılar ve hep çok yeterliydiler. Belki de ben büyüttüm bilmiyorum ama yeterli noktaya gelebilmek için herkesin gelişmesi gerektiğini düşünemiyorum. Bazıları gelişiyor, bazıları hep iyi ve bazıları hayatları boyunca silik. Bazıları hayatları boyunca en ön sırada oturur, en iyi üniversiteyi kazanır ve yaşamazlar. Kendi hissettiğiniz şeyler sizin sıfatınızı belirler.

Silik olmaktan kurtulduğum dönemler şiiri sevmeye başladım. Birkaç sene önce şiir okuyan adamlarla dalga geçiyordum. Bazen sevişen insanlarla da dalga geçmiştim. Cemal Süreya'nın en çok sevdiğim şair olması hayatımın bir diğer özeti olmaktan öteye de geçmedi işte. Dünya üzerinde en çok sevişen şair olabilir, bu da beni ilgilendirmez. Bazı adamları sadece görüşlerinden ötürü sevmemeyi öğrendiğim dönemler de o dönemlerdi. Yılmaz Erdoğan'ı bile sevmiştim. İnsanlar Onur Ünlü'yü yargılarken neden dini araya katarlar bilmem. O şiirlerine dini katabilir, bu da sizi ilgilendirmez. Sevişme kısmının beni ilgilendirmediği gibi. Koca memeli Akdeniz kadınları betimlemesini yapmak kolay bir şey değildir.

İnsanları umursamaya başladığım dönemlerden de bahsetmiştim. O dönemlerde bir kişiye yazmanın ne kadar zevkli olduğunu gördüm. Beğenilmek de hoşuma gidiyordu. Ekleri ayırmıyor, imlaya dikkat etmiyor ve iğrenç el yazımla aklıma ne gelirsa yazıyordum. Tipinizi bazı insanlar beğenir, bazıları beğenmez. Sesinizi de öyle ama el yazınız berbatsa berbattır. Benim o kadar kötü ki yazar olabilme olasılığımı yükseltiyor. O derece kötü. Şu güne kadar kendisine yazıp verdiğim yazıları tamamıyla okuyabilen birisi varsa beni çok sevmiştir ya da ne bileyim.

Ara sıra da aşık oldum. Bir çift göz bulup aşık olduğunuzda imlaya da dikkat edersiniz ama çaktırmadan yanlış yaparsınız. O zamanlar yazmak çok zevkli değildir. Yazmak da istersiniz. İnsan bazen zevk vermeyen şeyleri de yapar. Kendinizin olan ve adamın henüz üç yaşındaki kardeşini kıskanmasını sağlayacak kadar garip olan bu duyguları paylaşmak güzel değildir. O dönemlerde ne yazdığımı gerçekten hatırlamıyorum. Güzel şeyler yazmışımdır çünkü ben aşık olunca güzel oluyorum. O bitince kötü oluyorum. Kötü adam oluyorum. Kötü adam olmaya da son senelerde başladım. Öncesinde pek bir bilgim yoktu. Bir daha olsa, bir daha unutsam güzel olurdu ama o işin ayrı bir boyutu.

Bu sıralar kısa öyküler dışında hiçbir şey yazamıyorum. Hesap vermeyi sevmiyorum ama kendime kızıyorum. Benim en büyük hayalim yazabilmektir. Zamanında söylemiştim ya; beni yargılayacaklarsa yazdıklarımla yargılasınlar çünkü bazen yalan söylüyorum. Yazarken onu yapamıyorum. Yazdığım şeyleri sevmek beni sevmekten daha kolay. Zaten beni mi sevdiler, yazdıklarımı mı sevdiler onu hiç anlayamadım. Sonuç olarak yazdım da durdum. Şimdi de sadece duruyorum.

Ne paylaşabilecek bir hüzün var ne de aktarmak istediğim başka duygular. Öyküler için de biraz düşünmek gerekiyor. Eskisi kadar düşünemediğimi anlıyorum. Yirmi iki yaşında olmak böyle bir şey sanırım. ''Ay kendime en çok kızdığım nokta çok fedakar olmam ve insanları çok umursamam'' ünlüsü bile değilim artık.

Her ne olursa olsun iyi ki yazmışım. İyi ki hayal etmişim. İyi ki insanlar beni okuyor. Kimseyi umursamam ama dünya üzerinde en çok önem verdiğim şey olan yazılarımı umursayanları elimde olmadan umursuyorum. İçlerinden birisi bana hayatımda duyduğum en güzel cümleyi söylemişti: ''Okumak yaşamaktır, yazmak özgürlük''

Tekrar unutulacak şeyler bulmak, güzel adam olmak için yazmaya devam. Özgürlük peşinde koşmaya devam. İlk okuduğum kitap Martı'dır ki Martı özgürlüktür. Severek hatırladığım ve hiç unutmadığım şey ilktir diye inanırım. Şüphesiz ki saygı duyulacak bir adamdır ama Ömer Seyfettin'i hiç sevmem.

E.

10 yorum:

Alper KAYA dedi ki...

Ben de ilk öykümü yedi yaşımda, annemle bir akşam gezmesine gittiğimizde yazmıştım. Ortamdaki çocuklar benden yaşça küçüktü ve çok sıkılmıştım.

Bence bir insan kendisine yeni bir dünya yaratmak istediğinde yazıyor ve "saklanmaya" / "saklamaya" bolca ihtiyaç duyduğunda. Bu her yaş için geçerli bence.

Eren dedi ki...

kesinlikle öyle alper.

sanırım bende bir şey kalmadı, yazamıyorum.

öykülerden falan bahsetmiyorum. hislerle olan yazılardan bahsediyorum. onlar yok olunca biraz canımı sıkıyor.

Dilara dedi ki...

Yazmak, nefes almanın başka bir türlüsü.Ve öyle güzel anlatmışsın ki yazıdan sadece 2-3 tane cümle çıkarırsak benim duygularımı,düşüncelerimi nakletmiş oluyorsun.Asla bırakma yazmayı.Herkesi okumayı sevmem ama yazabildiğin bariz orta ve okurken zevk aldığım da.Umarım daha çok yazıyla iç içe bir ömrün olur.Arka planda kalmaz.

esra ucar dedi ki...

Gercekten cok guzel bir yazi olmus

Emilia dedi ki...

"..yazmak özgürlük." inanılmaz etkiledi beni, bu ara her şeyden hemen etkilenir oldum gerçi.

öz eleştiri yapabildikçe daha iyiye gittiğimize inanırım ben hep. ne biliyim eksikleri gördükçe çabalıyoruz. yeniye mi açız, sabitliği mi sevmiyoruz bilemedim.

son olarak; süreya sevilmez mi!

Eren dedi ki...

teşekkür ettim, mahçup ettin. bence de mis gibi tabii. aynen öyle..

Adsız dedi ki...

Sen yazmaya devam et yazilarini umursariz biz. Yani "... özgür... ... yaşa..."

Eren dedi ki...

edeceğiz herhalde düşe kalka. eyvallah..

Adsız dedi ki...

o değil de yazsan keşke

Eren dedi ki...

biliyorum yalan gelecek ama: gerçekten bu aralar çok fena şekilde yazmak istiyorum. daha fazla yazmaya çalışacağım.