30 Eylül 2012 Pazar

Her Şey Güzel Olabilir


Ben liseyi, bizimkisi de üniversiteyi Kadıköy'de okudu. Kadıköy benim için dünyanın merkezidir. Seçme hakkı verseler, hangi seneleri seçerdim bilmem ama aynı şeyleri aynı anda yaptığımız olmadı hiç. Yalan yok, o zamanlar için Fenerbahçe stadının duvarına birleşik bir okulda okumak fikri bana çok mantıklı gelmişti. Okulu seçerken başka bir etken yoktu, o ölüm yolunu göze alabilecek başka bir sebep de. Zaten hiçbir zaman yaptığım şeyleri düşünemedim, o fırsat hiç geçmedi elime. Anlık şeylerden nefret ederim ama tüm kararlarımı da anlık alırım.

Pendik sadece Kadıköy için değil herhangi bir şehir için de en uzak nokta. Dünyanın yaşam barındıran her yerine uzak. Tren istasyonuna gitmek için her zaman viyadüğü tercih ederiz. Kışın dondurur, yazın eser. Uç noktalar her zaman iyidir. Dünyanın yaşam barındıran her yerine uzak olan noktanın da merkezinde oturmamak daha çok üzüntü verici. Yaklaşık yirmi dakika yürüdükten sonra bindik trene. Kadıköy'e hiçbir zaman sabit bir nedenle gitmedik, her zaman için iki neden olmalı.

Tren mantıksız, saat üç gibi bu kadar dolu olmasını bana kimse açıklayamaz zaten ama sorun değil. Sadece, güneş almayan kısımda her koltuğun itinayla tek kişiler tarafından doldurulmuş olması can sıkıcı. Dünya üzerinde çok yalnız var. Böyle dolu olunca, düz koltuklar yerine yana bakanlara otururuz ve o gün için küfür seansları erken başlamış olur. Beklenmeyen zamanların hikayesi bu, o da normal. Hayatımız boyunca asla beklenen gelmedi başımıza. Bir şeyi önceden tahmin edebiliyorum ama yaklaşınca siliniyor aklımdan. Olacağını bildiğimi unutup öyle üzülüyorum. En sevdiğim huyum bu, hakkını veriyorum yani.

İndiğimizde daha çok çiftleri inceleriz. Herkes inkar eder ama kendisine iki gömlek büyük kızların elinden tutabilen adamlara küfür etmek en az Galatasaray'a küfür etmek kadar güzeldir. En azından benim için öyle. Belki de bize iki gömlek büyük veya iki gömlek küçük kızların arasında geçirdiğimiz zamanların acısını çıkartıyoruz. Vakti zamanında ikisi de oldu, ortası da. Büyük olanlar her zaman daha güzel duruyor ama insan öyle ya da böyle kendine tam olanı giyecek. Hayatın kuralı bu, o yüzden küfürü hak ediyorlar işte. Biz hak edene hakkını vermek konusunda her zaman cömert olduk. Hatta daha fazlasını verdiğimiz bile söylenmiştir ama bunu yargılamak bize düşmez.

Aylar sonra öğreniyorum ki Haydarpaşa'nın Balon Cafe kısmını gören o ufak cebi çoğu adam için özel şeyler ifade ediyormuş. Orada sosisli yenir, sevgili öpülür, Fener'in maçına adam beklenir. Eylül ayının anlatılamaz güzelliği ve çoğu garip insan için özel olması gibi bir şey bu sanırım. Eylül yaşanan her şeye rağmen güzeldir, Cemal Süreya gibi. Hani bunların gerçek ve kendine özel olduğunu saklayabilmek bir insan yeteneğine sığmaz. Burası da öyle. Anlatılamayacak huzurlar veriyor adama. Küçük bedenin hatırası olmasına rağmen. Fazla huzura alışkın değiliz ki; orada hiçbir zaman fazla durmadık.

Otobüs duraklarına paralel yürürken hep gördüğüm o kavga gelir aklıma. Çocuğun kızın koluna yapışıp sürüklediği, kızın çocuktan kurtulup kaçtığı ve sonrasında gelip birbirlerine sarıldıkları o muhteşem son. Böyle bir ilişkim olmadı hiç, genelde bir taraf gittiğinde diğer taraf o an hiç dönmedi. Sonradan dönmelerin karşılığı da her zaman için gelişine vurulan harika bir vole olmuştur. Bu arada, kendimi bir halta benzetmeme gerek yok ben de hiçbir zaman önden gitmedim zaten. ''Ulan biz ne zaman gideceğiz?'' diye sorduğumda, ''Sorun yaratmaya başlayabildiğimiz zaman'' cevabını aldım. Üzerine bir şey söylemedi, dersi iyi öğrenmiş. Gerçekten bir kez olsun şu ikili ilişkilerin sorun yaratan tarafı olamadığıma üzüldüğümü fark ediyorum. Hep bir şeyler anlatmaya çalışan taraftım. Belki de beklenti içinde bulunmamdan ötürüydü, bunu da bilemem. İşte bu gibi sebeplerden dolayı da hiçbir zaman gidemedik. Bir gün elime bir fırsat daha verirlerse gidebilir miyim sorusunun cevabını bilmemek de çok sinir bozucu. Ben küçükken kolu kırılan adamların alçılı hallerine çok özenirdim. Güzel bir şeymiş gibi onlardan olsun isterdim. İnsanın sahip olamadığı, gücünün yetemediği şeyler güzeldir ya da güzel gelir.

Eski Tek Büfe'nin yerine taze meyve suyu satan bir dükkan açılmış. Tıpkı güneş gözlüğü ve güneş kremi gibi buna da hep ön yargıyla baktım. Güneş gözlüğü takınca kendimi bir şeyler kanıtlamaya çalışan ukala tipler gibi hissediyorum. Güneş kreminde ise güçsüzlük duygusu var. Bu taze sıkılmış meyve sularını da henüz bir duyguya bağlayamadım, olsun. Sevemiyorum ama içtim. Yalan söylemeyi de sevmediğimi söylemiştim. Çok güzel olduğunu da işte tam bu yüzden söylemem gerekiyor. Sadece portakal sıkılarak bu lezzet elde edilmiş olamaz. Sade şeyler lezzetli olmuyor. Bir bardak daha içip dünyanın yaşam barındıran her yerine uzak olan noktasına döndük.

Her ilçeye viyadük lazım ve her zaman bir yol daha bulunur. Okulun yanından geçen ufak geçit geceleri tekin olmuyor. Benim de balici arkadaşlarım var ama onları bu heriflerin önüne atmamak için oradan geçmem. Viyadük iyidir, etrafı açık. Yapboz muhabbetinin üzerinden aylar geçti hala tek bir parça bulabilmiş değiliz. Yaşadığımız onca şeyden sonra, belirli beklentileri olmayan kimsenin almadığı o pahalı ve sanki her parçası dünya üzerinde bulunamayan bir şekil olan yapbozlara dönüştüğümüzü anladık. Çok pahalılar ve sadece böyle şeylerden anlayan, yapmasını bilen kişi alır bunu. Yapbozun her yerde bulunmayan parçası olmak da güzeldir sonuçta. Bir tane daha kenarları acıyla yontulup zor bir şekle dönüştürülmüş yan parça bulacaksın demektir. Yapboz her zaman bütün olmak ister, hakkı budur. Hakkı olana hakkını vereceksin, aklında bulunsun.

Fenerbahçe yine çok kötü tabii. İnsanın düşünecek şeyi olmayınca kendini farklı yerlere veriyor. Biz çocukluktan beri bunun peşinde koştuk. Yaptığım en vefalı davranış da zamanı gelince bunu yine bırakmamak oldu. Kafamızda başka şeyler oldu elbet ama tam yanına falan davet ettik. Yeri sabit şeyler iyidir. Böyle sevdalı adamlar için zor olan tek şey de senin izin verseler tapacağın formayı ruh gibi taşıyan oyunculara sahip olmaktır. Hayatın bu konusunda da hakkımız yedirtmem. Biz hayata karşı mücadele ettiğimiz takımın formasını her daim terlettik. Hakkını verdik yani. Formanın ağırlığının farkındayız. Savunmamız felaket, önlem almayı hiç sevmeyiz. Sürekli gol yediğimiz de doğrudur ama her gole karşılık verdiğimiz gerçeği unutulmamalı. Beraberlik mutsuzluk ve mutluluk arasında o garip yere benzer. Yapmamız gereken şeyi de biliyorum. Artık öne geçmemiz lazım. Her karşılık verdiğinde yine gol yiyorsan ve yine geriye düşüyorsan takımın direnci azalır, kural budur. Birkaç kez öne geçtik aslında ama onda da hep orta hakem ofsayt çaldı. Sevincimiz uzun sürmedi yani. Aslen, orta hakemin görevi ofsaytları görmek değildir.

Bizimki bazen benim düşündüğüm gibi maçın berabere olduğunu düşünmez. Bir farkla geride olduğumuzu düşünse yine iyi, fark yediğimizi falan iddia eder. O günlerden biriydi yine. Israrla yediğimiz golleri anlattı. Ben de attıklarımızı. Sonra durdu durdu yine umut aradı. ''Bana bir şey söyle inanayım'' dedi. Her şeyi geçtim, benim tarafımdan bu kadar gerçekler söylenerek örselenmiş bir adamın hala daha benden inanılacak şeyler beklemesi inanılır gibi değil.

''Her şey güzel olabilir'', konserlerine gittiğimden beri doğru düzgün MFÖ dinlemedim.

7 yorum:

Caner dedi ki...

Yazının Fenerbahçe kısmında sanki bir an hayattaki olaylara bağlayacaksın sandım,orta hakemin ofsayt çalması vesaire kısmında..

Yazıların güzel ama şu sıralar hep aynı melodide yazıyorsun,sesimi duyurabilsem anlatabilirdim ne demek istediğimi.
Ya da ben melodik okuyorumdur ama bir aynı ruh hali değilde vaziyette yazılmışlık var.

Eren dedi ki...

bilerek böyle yapıyorum, doğru tahmin işte.

hep aynı durumdayım çünkü, canım böyle şeyler yazmak istiyor böyle devam ediyorum.

bundan sonra penceremden yazacağım bir tane. sonrasına bakalım. birkaç gün bunlara ara veririm herhalde.

Limxona dedi ki...

"Herkes inkar eder ama kendisine iki gömlek büyük kızların elinden tutabilen adamlara küfür etmek en az Galatasaray'a küfür etmek kadar güzeldir."

Duygulara tecrüman cümle bu. Çok güldüm vallahi, süperdi.

Eren dedi ki...

eyvallah. öyledir ama ikisi de çok zevkli :)

çıplak ayak dedi ki...

"Aylar sonra öğreniyorum ki Haydarpaşa'nın Balon Cafe kısmını gören o ufak cebi çoğu adam için özel şeyler ifade ediyormuş. Orada sosisli yenir, sevgili öpülür, Fener'in maçına adam beklenir. Eylül ayının anlatılamaz güzelliği ve çoğu garip insan için özel olması gibi bir şey bu sanırım. Eylül yaşanan her şeye rağmen güzeldir, Cemal Süreya gibi. Hani bunların gerçek ve kendine özel olduğunu saklayabilmek bir insan yeteneğine sığmaz. Burası da öyle. Anlatılamayacak huzurlar veriyor adama. Küçük bedenin hatırası olmasına rağmen. Fazla huzura alışkın değiliz ki; orada hiçbir zaman fazla durmadık."

Ben bunu kitap ayracı yaptım kendime, emi.

Eren dedi ki...

çıplak ayak,

nerelerdesin yahu? hoşgeldin.

telif hakkı kaygım falan yok tepe tepe kullan hatta gurur duydum

çıplak ayak dedi ki...

eheh zaten yaptım hiiiç ırgalamaz beni =) buralardayız işte olabildiğince.