1 Kasım 2011 Salı

Ne Bileyim Ben


Önümde yaklaşık iki buçuk saatlik bir zaman var ve benim çalışmam gereken bir sınav var ama ben sınava çalışmak değil, yazı yazmak istiyorum ve yazıyorum da. Hep böyle anlarda geliyor zaten çünkü kaçacak delik arıyorum. Birisi uyuyor, bana da burası kaldı, ne yapayım.

Neyse efendim, hazır güzel bir aya girmişken ben size 'Ne bileyim ben yahu?' sorusunun temelini anlatacağım.

Genelde, bıkkın ve sıkılmış bir halde oluruz. Kendimiz de pek yakışıklı değiliz şükürler olsun ki ama o günler artık iyice dibe vurmuşuzdur. Hani aynaya bakınca 'Kim bakıcak lan sana tipsiz' dediğimiz günler. Büyük ihtimalle sınav döneminizdir ya da yaklaşıyordur, sekmez. Siz yine çalışmamışsınızdır ki senenin başında 'Günlük çalışıyorum bu sene' parolasıyla yola çıkıp, ilk deplasmanda golü yemişsinizdir, problem değil. Arkadaşlarınıza ilgisizlik tavan yapmıştır, masanın başına geçip 4 kere facebook, 5 kere twitter, 3 kere forumlar döngüsünü de tamamladıktan sonra, zamanın nasıl geçtiğini hala daha çözemediğimiz o oturuş dönemini de tamamlamışsınızdır. Yani şeyi anlatıyorum, sizin çok kullandığınız 'rutin hayat' konumuna geçmişsinizdir ve bunun en kötü evresindesinizdir.

Sonra bir kafede, trende, otobüste, sohbet sayfasında, daha önce hiç içine girmediğiniz bir sınıfta, barda, konserde, ilk defa aldığınız bir derste ya da herhangi alakasız bir yerde birine rastlarsınız. Şu 'abi hiç tatmadığın bir duygu be' dediğimiz duyguyu tadarsınız. Tarifi yok, anlat desen anlatılmaz. Annesinin karnından çıkar çıkmaz memeye yapışan bir varlığın önceden yaşamadığı bir duyguyu yaşayabilmesine de itiraz ya da sorgu hakkımız yok zaten. Pek tabii siz de yaşarsınız. Utanmazsınız, hayal kurmaya başlarsınız. İlk hayaller etkileme yollarını açar, gerisi tanışma, sonrasını pek dillendirmezsiniz, size özeldir.

Sanırım gerçekten o duyguyu yaşayan birisinin evreli doğru işliyor, yani hayaller bir şekilde önünüze geliyor, siz anlamıyorsunuz. Dönüp bakınca hatırlıyorsunuz en başında O'nun ne kadar da 'imkansız' olduğunu. İnsan yaşarken hatırlamaz ki zaten, O'nu yaşamak varken zorlukları hatırlamak da aptallıktır, orası ayrı. Ve işte bu duyguyu anlatırken insan anlatamamaya başlıyor. 'Ne bileyim ben abi, şey oldu işte, oldu yani, bilmiyorum.'' cümlesi düşmüyor dilimizden ve biz aşık oluyoruz hiç yaşımıza falan bakmadan. İnsan dediğin 18-19 yaşlarında aşık olur bizim öğrendiğimiz. Ne haddine yirmiden sonrası da demiyoruz çünkü demiştik ya sorgulamak yok.

Hepsi için konuşmuyoruz ama hayatının gençlik evreleri de genellikle 'sanmakla' geçiyormuş, bunu öğreniyoruz. Çok sevdiğini sanmak, o kişisiz yapamayacağını sanmak, aşık olduğunu sanmak, ölesanmak gibi. Pişman olmuyoruz tabii ki. Yaşanan her şeye saygımız olsun ki yaşayabilecek şeylerimiz olsun diyerek '(u)mutlu' insan profilimizi bozmuyoruz. Geçmişi de unutmuyoruz ama hatırlamıyoruz da, ne garip. Düşünürsen eğer, hatırlarsın sorun yok ama düşünmüyorsun. En güzeli de bu sanırım. An.

Sonra açıp bu yazıyı yazıyorsun aylar sonra, bakmışsın aylardan kasım olmuş. Kasım güzel ay, Eylül'e hiç girmiyorum bile.

-hep ummadığınız anlarda ama hep güzel şeyler yaşayın, bu mümkün.-

şüphesiz ki şarkı : tık

3 yorum:

TheRealSorunlu dedi ki...

Şarkının en keyif olan versiyonu bu karşim: http://www.youtube.com/watch?v=SMc4MyF9r2s

Sazan dedi ki...

Seni okumayı özlemişim ben.

Sınav nasıldı?

Eren dedi ki...

@farük

biliriz, çok iyidir

@sazan

ben de kendimi okumayı özledim vallahi :)

sınavların hepsi iyiydi, bu dönem işler yolunda. teşekkürler..