16 Ağustos 2011 Salı
Penceremden #23
-Pencere açılsın
-Yine ben sevgili okur, yazma ve okuma hevesimin tavan yaptığı bugünlerde ne de güzel günler yaşıyoruz yahu.
-Aşk, frekans frekans gezip size uydurabileceğiniz bir şarkı aramaktır.
-Eski şarkılarlar devam edersek eğer, şöyle bir noktaya geleceğiz diye umuyorum : Hani böyle ''ulan ne dinlesem?'' dediğinizde sürekli açtığınız bir şarkı vardır ya, öyle bir şarkı paylaşıcam şimdi : Tık - Her Şey Çok Güzel Olacak.
-Bukowski'nin 'Ekmek Arası'nı neredeyse bitirdim. Bu adamı daha önce neden düzenli okumaya başlamamışım bilmiyorum. Cümle yapısı falan o kadar yakın geldi ki. Belki de O'nun hayatıma girmesini bekliyormuşumdur.
-Cem Yılmaz'a Uçan Adam Sabri'yi soruyorlar, şöyle diyor : ''Programınıza uçması için bir adam çıkarırsanız, O da uçar.''.
-Bu yukarıdaki olaylar ve daha fazlası için Bukowski şöyle demiş : ''Başka birinin gerçeği sizin de gerçeğinizse ve O bunu sizin için dillendiriyorsa, bu müthiştir..'' . Yazmaya çalışan bir adamı en çok mutlu edecek şey de birisinin düşüncelerini yakalayabilmektir, 'bence'.
-Msn yavaş yavaş hayatımızından çıkmaya başladı sanırım ya da insanlar büyüyünce böyle hissediyor bilmiyorum ama eskiden mahalledeki arkadaşlarımı eve gitsinler de msn'den konuşalım diye zorladığımı hatırlıyorum. Ne biliyim duygusallı şarkı sözleri yazardık, gece üç ya da dört gibi kaç kişi online diye sidik yarışı yapardık. Sanal dertleşmeler falan vardı hatta o şekilde edindiğim bir, iki iyi arkadaşım bile var benim ama yaklaşık bir senedir en fazla dört kere girmişimdir.
-Yukarıdaki şeyi yazarken ''Bizim zamanımızda Facebook, Twitter gibi şeyler yoktu tabii'' dedim kendi kendime. Sonra da şeyi düşündüm, bizim zamanımızda bazı şeylerin olmaması ne garip arkadaş. Sanki her şey bulunmuş gibi geliyordu bana. Mesela fotoğraflar alabileceği en canlı renkleri aldılar bence. Daha nasıl olacak ki? Hani babamların fotoğraflarına bakınca eski gibi geliyor ya, bizimkilere ilerde bakınca da öyle mi olacak?
-Bir de biz şöyle bir devrin çocuğuyuz, bilgisayar yeni yeni evlere girmeye başlıyor, zaten herkeste yok. Olanların da babası genellikle bir ya da iki saat izin veriyordu, bizim için nimetti o saatler. Sonrasında da dışarıya çıkıyorduk tabii, bilgisayar büyük bir zorunluluk değildi bizim için, zira internete 146'dan bağlanmışlığımız vardır. Şimdi çocukların neden dışarı çıkmadığını anlıyorum yavaş yavaş. Gün boyu oynayabilecekleri ve internet, oyunlar gibi şeylerle iyice cazip hale gelmiş bir bilgisayarları var. Çoğusunun oynayabileceği konsolları var.
-Yine kitapta gördüğüm bir olay vardı. Bukowski gitmediği bir açılış törenini anlatıyor ve hocası pek tabii anlıyor ama ders çıkışı Bukowski'yi bir kenara çekip, ne kadar güzel bir hikaye uydurduğu için övüyor falan. Benim lise kompozisyon maceralarım geldi aklıma. İlk kez orada yazabileceğimi düşünmüştüm zaten. Pek haylaz bir sınıftık ve her sene farklı öğretmenler geliyordu, istisnasız. Ve her gelen öğretmene hazır şekilde iki kalıbım vardı ve inanın hiç 85'in altında not almadım. O 15 puan da benim çivi yazım ve sol tarafta başlayıp sağ çarpazda biten paragraf düzenim yüzünden oluyordu. Harika bir şeyler yazdıysam -onlara göre- 90'ı alabiliyordum.
İki kalıp şöyleydi : 1- Lastiği patlamış bir kamyonet gibi yoldan çıkmak, 2- Sağa ayrılan ve ileriye de gidilebilen bir yolun ortasında kalıp, geriye gelememek. Bunları türetip türetip dayıyordum her sene.
Bukowski paragrafın sonunu şunun gibi bir şeyle bitirmiş bu arada : ''Anladım ki insanların sevdiği şey yalandı. Bu çok kolay olacağa benziyordu.''
-Taslaklarıma ''Suç'u oku'' diye kaydetmişim ve bir aydır orada bekliyor. İnsanın kitap kurdu bir sevgilisi olması çok güzel ki bana hemen temin etti kitabı. Bir gün yürürken ''şunu okumak istiyorum ya'' demiştim, alıvermiş. Very big cat.
-Bu 8gb ya da 4gb diye aldığım harddisklerin 3,768gb ya da 7,859gb bir miktar çıkması bir tek beni mi üzüyor?
-Hazırlamam gereken bir staj defteri var ve bu beni çok geriyor. İki sene sonra da yapmam gereken bir askerlik var, o bile germeye başladı.
-Twitter'da kendine gelen şeylere cevap vermeyen çok tarz adamlar var. Allah'ım büyüyünce n'olur onlar gibi olabileyim! Bir de bir kaç şey daha istiyordum, onlar buraya yazılmaz.
-Sık sık yazılan penceremden için ancak bu kadar madde olurdu, yetmesi dileğiyle kapatıyoruz.
-Bu arada 23 olmuş, 23 iyidir.
-Kapatırken Sean Lennon çalıyoruz, on again off again, tık.
-Pencere kapansın.
-Saygı benden.
Etiketler:
Pencerem
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

5 yorum:
Mianin tavsiyessiyle okudum, harbi guzelmis hii.
Gzuel yazilar bekliyoruuz artik :)
mia dediyse doğrudur :)
biz hep güzel yazıyoruz :P
24 de iyidir ha ;)
ben bukowski'ye çok benzetmiyorum senin üslubunu aslında, ya da üslubundaki bukowski'yi göremiyorum.. fakat içine işledikçe, bu ancak güzel bi şey olabilir..
ben son bıraktığımda onay falan yoktu burada ya.. giderim, bi daha da gelmem.. twitter'dan cevap yazmam.. yazlığa çağırırsın, reddederim..
@sheed
baba yanlış anlattım aslında, şöyle söyliyim sanki bazı şeyleri benzer anlatmaya çalışıyoruz.
yoksa cümle kuruş tarzlarımız çok farklı ama bir şeyler benziyor sanki.
yazlığım olsa, davet ederim. çaktırmadan twitterına girerim, kendimi takip ederim.
saygılar baba
Yorum Gönder