9 Ağustos 2011 Salı
Penceremden #22
-Pencere açılsın.
-Aşk, yukarıdan ağlamak için gönderilmiş bir olayın ortasında, isteyerek O'nu düşünüp, istemeden mutlu olmaktır.
-Babalar hiç değişmiyor sanırım. Yirmi iki yaşındaki bir adama gecenin bi vakti kalkıp, ''Hala uyumadın mı sen? O bilgisayarı bi daha zor görürsün'' demek ne ola ki?
-Eski türkçe pop şarkıları kuşağında Tarkan'dan bir şarkı paylaşıyorum. Aslında artık starın başına 'mega' sıfatını aldığı dönemlerden. Yani tarzının değişmeye başladığı dönemler diyebiliriz ama güzeldir, eski pop şarkıları güzeldir : tık
-Topluluğa ilk girme psikolojisi çok kötü. Atıyorum bir iş yerinde ilk kez çalışacaksınız, servisteki ilk gününüz, ya da ofisteki ilk gününüz bence çok kötü. Bir hafta önce başladığım stajda aynı şeyi yaşadım. Servise henüz ilk binişim ve 'arkanın bir önünde oturan servisin en çok konuşan insanları' o serviste de vardı ve pek tabii ikisi de otuz yaşlarında bekar kadınlardı, sekmez. ''Aaaaa bu stajer herhaldeee hihihihihihi'' dediler servise biner binmez. Benim orda kafamı öne eğip utanmam gerekiyordu herhalde ama ben geriye dönüp ters ters baktım, ''Hıh''ladılar.
-Yaz toptan kaldırılsın, sesimi çıkarırsam namerdim. Denize girmek dışında hiçbir şeye yaramayan bu lanet mevsimde gündüzleri evde oturup, geceleri ufak gezintiler yapmaktan başka bir şey yapanları da saygıyla anıyorum. Kışın yazdığım penceremlerde özellikle ''kışı seviyorum, yazın yaza sövme hakkına sahibim, kimse karışamaz'' diye belirtmiştim şimdi o hakkımı kullandım.
-Bazı kitaplar var. Bir hevesle alıyorsun iki sene elinde duruyor, arada başka kitaplar eskitiyorsun ama onu okuyamıyorsun. Neden bilmiyorum ama o okuyamadığın kitap genelde başlayınca seni hayal kırıklığına uğratıyor. Benim için 'Martin Eden' öyle bir kitap oldu. İki senedir, başladım, başlıycam derken geçen hafta başladım ve yüzüncü sayfada bırakmamla sonuçlanan bir tecrübe yaşadık, olmadı.
-Fanta'ya twitter'dan bir şeyler yazdığımda beni bulan Fanta'nın Satış Müdürü'nü okuyanlar hatırlar. Bana yeni Fanta ürünlerinden gönderileceğine dair bir söz verilmişti ama o söz hala tutulmadı. Hayır yeni bir tweet atıp çirkinleşmek istemiyorum..
-Bazı kitaplar da var ki okumak için alır almaz hevesleniyorsun. 'Ekmek Arası' da öyle oldu, belki O verdi diye belki Bukowski'nin ''İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçacağıma dair hiç fikrim yoktu'' diyerek beni tam üç, dört sene önceme götürmesinden dolayıdır bilemiyorum ama hevesleniyorsun işte. Hele o paragrafın bitiş cümlesi ''Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi'' ise iyice hevesleniyorsun.
-Bir de bir yazımda Teknosa'dan bahsetmiştim, twitter'dan da değil, sadece burdan. Onlar da mail atmıştı bana. 'Sorununuzu dinleyebilir miyiz?' diye. Dedim buradan gelip mail atacak kadar ciddi olan adamlar orada beni uyuz eden kadını işten de hiç korkmadan atarlar, o yüzden de cevap vermedim. Yine iyi tarafıma geldi kadınceyiz.
-Hazımsızlık kötü şey. Mutlusun, kendince bir şeyler yazabiliyorsun, geleceğe dair planların var ve her şeyden öte umutlusun. Buna hazımsızlık duyulması kötü. Ben kavgalı olduğum arkadaşlarım bile 'kendince' bir şeyler yapıp, mutlu olabilsin istiyorum. Benim mutsuzluğumu isteyen adamı da anlamıyorum, tanımına sadece 'hazımsızlık' deyip geçiyorum. -Biliyorum bunu da okuyorsun, naber?-
-Bir önceki yazıda sevmediğim şeylere çayı eklemeyi unutmuşum. Ailem sigara içer gibi çay içiyor. Sigara içer gibi diyorum çünkü çay içmediklerinde ''başım çatladı ya, bi çay koysana'' tepkisini alıyoruz ki bana hep garip gelmiştir. Böyle bir aileden çıkıp çay sevmemek garip ama bir şey sorucam : Bu sıcakta nasıl içiyosunuz onu?
-Üç dört sene öncesine dair özlediğim bazı şeyler de var, geçmişten bahsedince aklıma geldi. Liseden çıkınca eve gitmeyeceğimi bilmek çok güzeldi. Bir play stationsız, bir patsosuz günümüz geçmezdi. Hiç olmadı bir yere oturup sohbet ederdik. Sanki üniversite biraz daha resmi, lise biraz daha bizdendi. Lise iyiydi ya. Üniversite pek beklediğim bir yer değil, kaçıncı kez yazıyorum bunu?
-Bu oyun joistiklerinin sol analogu sürekli bozulmak zorunda mı? Etrafımda gördüğüm kadarıyla çok analog kullanan da yok ama illa ki bozuluyor. Bir de bozulduktan sonra ufak bir hareketle kolun tüm dengesini bozuyor falan stresli işler yani. Tabii markası da genelde ''Kontorland'' oluyor, buna ne şüphe.
-Tartışmalar, iki kişinin de haklı olduğu ama genelde sinirine hakim olanların kazandığı bir çeşit oyundur. Ben bu oyunda hep kaybettim arkadaş.
-Bir de şey var, lisenin son günü olayı. ''Karşim, ayrılmıyoruz''. Hayır bir tek karşı taraf değil sen de söylüyorsun bunu yakın gördüğün adamlara. Sonra ayrılıyorsunuz. Senin de bıraktığın kişiler oluyor, karşı tarafın da seni bıraktığı oluyor ama oluyor yani. En son yakınında iki ya da üç kişi kalıyor. Sürekli konuştuklarından bahsediyorum pek tabii. Yolda görsen selam vermeyecek durumda değilsin ama eskisi gibi değilsin. İşte gidiyorlar, gidiyorsun derken üniversite kötü bir yer oluyor çünkü yenileri 'genelde' gelmiyor. Geçmişi bir tek bu yandan özlüyorum, gerisi yerinde kalsın.
-Antep sarması diye bir şey keşfettim. Cana can, kiloya kilo katıyor. Oruçlu oruçlu da daha uzun bahsedilmez ama bi google'a yazın derim.
-İnsan 'beğenmedim' diyebilmeli. Sevgilinize, arkadaşınıza, kardeşinize ne bileyim işte yakınınızda kim varsa 'beğenmedim' diyebilin. Sevgilisinin sürdüğü her ruju, giydiği her şeyi beğenen adam samimi gelmiyor bana. ''Bu ruj olmamış ya'' diyebilmeli insan ve karşısındaki de anlayabilmeli bunu. 'Sen her türlü güzelsin' lafı tamam da 'Sana her şey yakışır' biraz kolpa geliyor bana.
-Bu paragraftaki konuğumuz; yaz aylarının yıkılmayan tabusu vantilatör. Serinlik veriyor mu? Hayır. Gerektiği kadar hava estiriyor mu? Hayır. Peki neden bu yazıyı yazarken bile sol tarafımdan tır tır tır şeklinde çalışıyor? Bilmiyorum.
-Kapatırken Moby'den bir parça geliyor : tık
-Pencere kapansın.
-Saygı benden.
'farük bir blog açmış. bu modu kaybetmeden sitesine uğrayın derim, çok iyi işler var : tık'
Etiketler:
Pencerem
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

5 yorum:
topluluğa ilk girme psikolojisi benim için bir ölümdür.
o kadar çok okul, servis, ev değiştirdik ki..
bu arada babalar hiç değişmiyor mu ki deme.Korkutma görümü, değişsinler lütfen :)
ve bence de insan beğenmedim diyebilmeli..
''Hala uyumadın mı sen? O bilgisayarı bi daha zor görürsün'' valla iyi laf.
''kışı seviyorum, yazın yaza sövme hakkına sahibim, kimse karışamaz''
aynen katılıyorum, sonuna kadar.
Ve de, o oyunda ben de kaybediyorum.İstisnasız her zaman.
summer,
babalar değişmiyor haberin olsun, artık korkuyor musun ne yapıyorsun bilmem :)
orange,
sinirleri kontrol edebilmekle alakalı aslında ve bu bende hiç yok :)
Yeniden yazıyor olman beni çok heyecanlandırıyor. acayip mutluyum üst üste yazılar geliyor senden daha ne olsun :)
yazının bu cümlesi çok iyi :D
'arkanın bir önünde oturan servisin en çok konuşan insanları'
ve son olarak O'da Sen'de çok şanslısınız..
mia,
ben de heycanlıyım :)
öyle ama yani öyle bi kalıp var napiyim :D
o konuda şüphem yok!
Yorum Gönder