22 Aralık 2010 Çarşamba

Umudunuzu Yitirmeyin..


İstanbul'un İstanbul denilemeyecek yerlerinden birinde büyüdüm ben. Şu an kısım kısım düzelmiş olsa da çocukluk yıllarımda, köyden umutlarla gelmiş, iş kapısı arayan, hayata bir şekilde tutunmaya çalışan insanlarla doluydu. Özellikle oturduğum yerde uzun süreli buralarda yaşayıp, büyümüş tek bir kişi bile yoktu.

Peki tabii benim annem babam da İstanbul doğumlu değil. Daha önce de bahsettiğim gibi Türkiye'nin garip bir köşesinde, garip bir çocukluk sevgisi atmış onları İstanbul'a. Onlar umutlarına, hedeflerine gelmişler.

Eğitim durumları mı? Babam üç kere üniversite kazandı. Birinde annesi, birinde babası öldü, ikisinde de gitmedi. Birinde kardeşi yüzünden okulu bıraktı. Dedim ya ikisi de köy yerinde büyüdü ve babam da şu küçük yaşlarda büyük olan adamladan..

Annem bir kere üniversiteye girdi, bir kere kazandı ama okuyamadı. Derinlerine inmeye gerek yok, ben O'nun dünyanın en zeki insanlarından biri olduğunu biliyorum bu yeterlidir ki annem her şeyden öte bir öğretmen. Zamanında el işiyle ilgili de olsa insanlara bir şeyler öğretmiş, bir şeyler anlatmış bir kadın.

İkisi tutup İstanbul'a gelmişler işte. Ne bir diplomaları, ne bir kaynakları ne bir gelecekleri varmış o gün.

Yukarıdaki de bazen ''Yürü ya kulum'' dermiş ya, bu da biraz dolaylı bir cümle aslında ama öyle demiş. Tabii babam oturup ''Ne yapacağız?'' demekten çok bir şeyler yapmaya çalışmış. Oraya, buraya gitmiş, bir şeyler yapmış ve sonunda bir akrabamız vesilesiyle girmiş şu an bulunduğu fabrikaya.

Pek tabii şu anki konumuyla almadılar babamı. ''Gerekirse çay getirdim, gerekirse her şeye atladım'' diye anlatır ilk günlerini. Babamın birimi sevkiyata dayanıyor. İşe girdikten bir kaç hafta sonra irsaliye ve hesapları tutmaya yardımcı olmaya başlamış. Bir kaç paragraf sonra bahsedeceğim üzere babam inanılmaz disiplinli ve düzenlidir. Böyle bir adamın orada yükselememe gibi bir şansı yok zaten. Bu işe girdikten bir kaç hafta sonra terfi etmemiş merak etmeyin.. Senelerce o şekilde çalıştıktan sonra bölüm şefinin müdürlüğe yükselmesiyle babamı çağırmışlar ve sen buranın şefisin bundan böyle demişler. Saatlerce mesaiye kalmış, bir kaç gün eve gelmediği olmuş vs vs.. Anlatması ne kadar kolay değil mi? İlk geldikleri gün sadece bir yatak varmış ellerinde, film gibi ama öyle.

Babam şimdi yaklaşık 25 senedir bulunduğu yerde. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği okuyan birisinin yaptığı işleri yapıyor ve ailemizi tek başına geçindirebiliyor öyle ya da böyle. Üç sene önce gönderdiği bir malın kaç ton olduğunu, kime gönderildiğini hatırlayacak kadar garip bir hafızası var, işine o derece bağlı. Gün boyu telefon elinden düşmez, ben yanına gidince O'ndan fazla yoruluyorum. Bir fabrikanın içine, bir odasına girip çıkmasından ötürü göremiyorum bile doğru düzgün. Şu 'işte aslan, dışarıda çalışanlara dost' tanımına tam olarak uyan bir adam ayrıca. İlk girdiği günden beri yakın arkadaşı olan birisine bastığı fırçayı görünce anlamıştım bunu, asla taviz vermeyen bir adam.

İşte ben bu adama bazen bozuluyorum. Neden bana bu kadar baskı yapıyor, neden bazen beni anlamıyor diye..ama sonra düşünüyorum da bana ne dese yeridir. Ben asla O'nun tam olarak istediği çocuk olmadım. Özellikle eğitim konusunda bir dönem çok fazla eziyet çektirdim onlara. Bir iki sene kadar aksilik ve asiliğimle hayatı dar ettim ikisine de..

Bir sene öncesine kadar da aramız pek iyi sayılmazdı ama ne zaman ki ben biraz kafamı yerine topladım, oturup konuştuk o zamandan beri yine o çocukluğumdaki kahramı tanımaya ve hayran olmaya devam ettim ve babamın benim içimdeki insanı çok sevdiğini biliyorum. En azından kararlılığıma ve evin içinde sürekli şaklabanlık yapan, umutlu görünen halime duyduğu sevgiyi biliyorum ikisinin de. Görüşlerimizin çoğu uymaz, benden çok daha iyi bir adam ayrıca, benden çok daha fazla disiplinli, en az benim kadar mükemmeli isteyen bir adam.. Yoktan, çıktığı yerleri görünce de insanın oturup düşünesi geliyor, ben bu adama çok haksızlık yaptım diye..

Ve bizimkileri her gördüğümde diyorum ki : ''İnsan neden umut etmesin ki?'', ''İnsan neden iyi yerlere gelmesin ki?''. Ben canlı bir örnekle büyüdüm bugüne kadar.. Belki de o yüzden hep ''Umut etmek önemli'', ''Öyle düşünme, biraz daha dene'' diyen adam oldum. Belki de o yüzden hep kendime mutlu oldum, toparlanmayı bildim. Hep bunlardan bahsettim, hep bunları yazdım.

Sürekli bunları söylüyorum diye de birisi eleştri yapmış bana ayrıca : ''Sizin hayalleriniz ev, araba ve kadınlardan ibaret, konuşmak ne kadar kolay'' diye. İsmi lazım değil bir sitede.

Ne de güzel tanımış beni değil mi? Benim hayallerimi anlayamayacak kadar düz mantık ve kapalı bir adamın beni ya da bizi anlayamaması da çok doğal ve güzel aslında.

Babam, annem ve ben toplumuz, toplumun özetiyiz bu yazıda.. Toplumun 'bence' en büyük gözlemcisi, en büyük denetleyicisi Dostoyevski ise bu konuda şöyle der : ''Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir.''

Niye yazdım bunca şeyi biliyor musunuz?

Bence, siz de ne olursa olsun umudunuzu yitirmeyin..

5 yorum:

Mockingbird dedi ki...

Fight Club'da ne diyor biliyor musun;
"Tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür."

Peki Nietzsche ne der bilir misin?

"Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır."

Hayat gözüktüğü kadar renkli değil bence. Yani senin düşündüğünün aksi ama bence bu böyle. Güneş hergün doğar ama bazen ısıtmaz.

elif dedi ki...

şu ana kadar yazdığın ve de benim okuduğum yazıların arasında zirveye oynar bu,o kadar güzel olmuş ki...

Eren dedi ki...

burak tabii ki istediğini düşünmekte özgürsün.

ben hayatı toz pembe görmüyorum, her şeyden bir iyilik çıkartmıyorum ama önüme gelenleri de değerlendirmesini biliyorum diyelim..

bence bazı şeyleri gerektiğinden fazla karamsar hale getiriyoruz.

elif,

bak bunu duymak çok mutlu etti beni!

Sazan dedi ki...

Ben asla O'nun tam olarak istediği çocuk olmadım.

Bu cümlene takıldım ben.

Ben de hep böyle düşündüm çünkü.

Şimdi acaba kötü mu ablalaık yaptım bu şişko çocuğa diye iyice düşünmekteyim... O okul bi-te-cek :)

O ilk cümle üzerine konuşulası ve düşünülesi, sonrasında sıkıntı yaşatıyor insana bazı bazı...

Konuşalım...

O okul bu sene bitecek gerekirse :) Yok yok, takılmaya devam, ciddiyim...

Eren dedi ki...

yaratıyor haklısın..

yok yok sen iyi ablalık ettin, ciddiyim, bana iyi geldi en azından eheh

şu an aklım derslerin hiçbir köşesinde değil açıkcası, memnunum da, orası ayrı..