30 Aralık 2010 Perşembe
Penceremden #18
-Pencere açılsın
-Çok fazla ara vermeden penceremleri yazıyor olmak beni çok mutlu ediyor, sizi bilmem..
-Hep eski şarkılardan bahsederdik eskiden. Bir süredir yapmıyordum bu işi ama bugün birden Kazım Koyuncu damarım tuttu. Beni takip edenler az çok bilir, Trabzon'u, o yörede yapılan müzikleri çok severim.. Belki de köyümüze gidip gelirken, oralardan geçmemizin yarattığı hayranlıklardan ötürü olabilir bilmem ama severim işte. Kazım Koyuncu'yu da çok severim. Bugün son videolarını izledim, o ayaktayken yerinde duramayan, elini kolunu sürekli sallayan adam oturarak şarkı söylüyor.. Üzüldüm tabii, şimdi O'nun anısına bir şarkı paylaşacağım ben, bu köşeyi de tekrardan böyle başlatmış oluruz belki. Ben Seni Sevdiğimi
-Ben hep bahsettim şişko bir adamım diye. Bunun baş sorumlusunu buldum geçen gün.. Şu büfelerdeki dolgun hamburger resimleri var ya, heh onlar. Onlara ulaşmak için her gittiğim yerde yeni bir hamburger ve yeni bir hamburger daha yedim. Hiç bulamadım o içi marullumu, hiç bulamadım o içi dört köftelimi..
-Bu büfe konusunu düşünürken tam Caddebostan'dan geçiyordum. Anadolu Yakası'nın en gözde mekanı sanırım, yani öyle düşünüyorum. ''Ulan'' dedim kendi kendime, ''Acaba tam şu caddenin ortasında, sarı sarı izleri bulunan portakal sıkma şeysine sahip, dönerin 2 lira, patsonun 2.5 lira olduğu bir dükkan açsam ne olur?''. Acaba yerli halk ayaklanıp gece taşlarlar mı dükkanı? Vallahi düşündüm, hastayım ben.
-Anlaşılması zor birisin ama seninle anlaşabilmek de bu yüzden güzel lafını övgü olarak alabilecek garip bir kafa yapısına sahibim.
-Pendik'ten Sakarya'ya gelmek için en pratik yol tren. Otobüs servisi bekle, git bi daha oradan servise bin falan derken geriliyorum ben. Hem de harcamam için daha fazla para bırakıyor bana tren. Ben de hep bu yolu seçiyorum doğal olarak ama tren bazen dolu oluyor. Yani ayakta gidiyorsunuz. ''Ayakta yolcu taşıyan tren mi olur?'' demeyin zira bunu diyen de oldu.. Oluyor işte, ne yapalım? Neyse efendim bilirsiniz benim hislerim çok kuvvetlidir-bilmiyorsanız da şu an öğrendiniz-. Ben o dolu trende kendime uygun bir yer buldum ve orada beklemeye başladım. Başka şansım yok, ya tam önümdeki koltuk boşalacak oraya oturacağım ya da öyle ayakta bekleyeceğim koridor boşalana kadar. Neyse bu arada seçtiğim yere baktım ve bir abi gördüm. Cam kenarında oturuyor ve dışarıdan baksanız neden yaşadığını bile anlayamazsınız. O derece garip giyinmiş. Yani eski ya da pis anlamında değil, uyumsuz ve garip fakat adam Vınn modeme ve bir adet laptopa sahip. Bu da yetmez gibi içinde bir hayli damar şarkıların bulunduğu bir Media Player listesi de var ve abimiz tahmin edeceğiniz üzere bunu bize dinletmekten utanmıyor. İlk başlarda kimse ses çıkarmadı. Hafiften radyo havası görüyordu ama abi gidip mezdekeyi açınca ve sesi de iyice yükseltince tüm vagon ne olduğunu şaşırdı. Şimdi böyle anlatınca olmuyor, yaşamanız lazım.. Neyse önemli olan nokta burası değil aslında. Bu benim lanet olası hislerim yine doğru çıktı ve tam abinin yanındaki çocuk yirmi dakika sonra falan kalktı. Yine beni takip edenler bilecektir ki ben yanımdaki birisi yanlış bir şey yaparsa O'ndan fazla bu olayla ilgili üzüntü duyan, yıllarca utanan birisiyim.. Abinin yanına oturduk ve millet homurdanmaya başladı. ''Ay insan var burda, medeni davranın biraz'', ''Kardeşim kulaklığın yok mu? Tak onunla dinle'' falan filan derken hepsini tek tek ben yedim sanki.. Suratıma suratıma vurdular. Keşke oturmayaydım da o hakaretleri duymayaydım.
-Ersin Karabulut'un ilk ''Sandık İçi'' yazılarını okudum da.. Ne kadar içten ve ne kadar güzelmiş yahu. Ben başlarda okumazdım ve sonradan okumaya başladığım için hep bi soğukluk vardı bu adama karşı. Pek bi sevimsiz gelirdi bana. He şimdi çok mu sevdim? Hayır iyice nefret ettim. Bu adam ne kadar değişmiş yahu? Bir de şey diyor : ''İlk yazılarıma bakıyorum da.. Şimdiki halim olsa büyük ihtimal onlarla dalga geçerdim''. Bir kaç duygusal ve durgun cümle hiçbir zaman kötü değildir, 'bence'.
-Bize yetecek kadar beyaz peynir ve bayatlamayan ekmek bulursanız eğer bir adada ölene kadar yaşarız. Her öğün Burger King'ten yemek olasılığı da olabilir ama aralarda sulu yemek şart, o yüzden peynir canandır.. Gerekirse suyuna eppek bandırıp yerim ben onu, çok tatlı..
-Bak Umut Sarıkaya'ya. Adam gibi adam.. Benim şu meşhur Faruk anlattı. Arkadaşıyla Uykusuz'un binasına gitmişler, arkadaşı Yumurtalar'da çiziyormuş vs vs.. Adam araba almış kendisine. Araba kırmızı Doblo. Sanırsın bakkalı var.. Böyle munis bi adam Umut Sarıkaya. O adamları çizemiyor, o kafaları hep yamuk yumuk çiziyor ya ben O'ndan çok mutlu oluyorum o an. ''Ohh be, beceriksize bak, sadece saçmalıyor, çizmekten bi' haber'' diyorum kendi kendime. Kendimi buluyorum vallahi..
-İyice ''Uykusuz Analizi'' sayısına döndük ama Oky'den de soğudum. Yeter abicim, çizme şu Saftirikler'i, yeter. En azından şu yakın kız arkadaşına aşık olan çocuğu falan çiz, Çarpışma'yı çizmeyeceksen. Ne harika bir seriydi o, ne güzel bir hikayeydi. Devam ettirmeyeceksen şu aptal sifon muhabbetini de kes artık. Vallahi çok sinirliyim bu konuda.
-Kendimi Uykusuz konusunda yazmaktan alamıyorum, o kadar dolmuşum ki sevgili okur, kusura bakılmasın..
-Bu arada farkettiniz mi bilmiyorum ama Mahsun Kırmızıgül'ün ''Sarı Sarı'' klibinde değişeceğini anlayabiliyoruz. Bu şarkıyı söylediğinden bin pişman.. Saçları artık eskisi gibi değil, yele gibi maşallah. O gözlerden pişmanlığı, 'ne yapıyorum ben'i seçebiliyorsunuz değil mi? He büyük ihtimal şu sıralar da ''Ne yapıyorum ben?'' diyordur ama olsun, toplumsal bir çözüm bu klip, bir milat, bir trajedi.. Link koymayacağım, çok üşendim.
-Finallere bir kaç gün kaldı ve ben okulu bir dönem uzatmaya karar verdim, öyle istedi canım. Hıh.
-Sizlere yarın öyle bir yılbaşı mesajı yazacağım ki daha önce okuduğunuz tüm mesajlardan soğuyacaksınız, söz veriyorum.
-Kapatırken Van Halen Can't Stop Loving You çalıyorum, çalıyorum, çalıyorum, çaldım. Frenlemek iyi değildir ve bazen de bunu başaramazsınız.
-Bu arada, Fizy'e o kadar laf ettim ki kapattılar, çok severler beni sağolsunlar.
-Pencere kapansın.
-Saygı benden.
Etiketler:
Pencerem
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
merhaba ben ilk kez yazan adsız!
kimse yorum yapmamış buna ben yapıcam belki sende olmasan diye banada dersin!
üşenmedim tüm penceremlerini okudum bence ilk başlarda daha içten yazıyormuşsun yazdıkça bir ciddileşip üslup kaygısı duymaya başlamışsın eski penceremler daha iyi ama buna da baya güldüm özellikle trendeki adama ama dediğim gibi bence içtenliğini kaybetme
oo naber ya?
yok ben sen de olmasan kalıbını herkese kullanmıyorum özür dilerim heheh
eleştrinde çok haklısın! gerçekten..
bir ara uslup kaygısı yaşadım. özellikle 8-9'dan itibaren 13-14'e kadar ama yavaş yavaş oraya doğru kaydım tekrar ki son yazılar daha bi beğenildi.
dikkat ediyorum, uyarın için teşekkürler..
Yorum Gönder